Arşivler

YAŞLILAR EKONOMİK KONULARDA GENÇLERDEN DAHA AKILLI

ABD’de yapılan bilimsel bir araştırma, yaşlıların hayat boyu edindikleri tecrübeyle, akıllarını kullanmada, gençleri, en azından ekonomik konularda geride bıraktığını gösterdi.

California Üniversitesi Riverside kampüsü İş Yönetimi Okulu’ndan Doçent Dr. Ye Li başkanlığındaki bilim ekibinin yaptığı araştırma, beyinleri yavaşlasa da yaşlıların, hayat boyu edindikleri tecrübeyle gençlerle aralarındaki farkı kapattıklarını, hatta bunun da ötesine geçerek ekonomik konularda karar vermede daha akıllı hale geldiklerini gösterdi.

Araştırma, “akıcı” ve “kristalleşmiş” olarak adlandırılan iki ayrı zeka tipine bakarak, kişilerdeki hayat boyu karar verme yeteneğini ölçmeye yönelik şimdiye kadar yapılmış, bilinen ilk bilimsel çalışma olması bakımından önem taşıyor. Okumaya devam et

ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK VE BİLİNÇALTI

Bilinçaltı kodları, bireyin, kişiliğinizi, davranış şekillerini, duruşunu, dünyaya bakış açısını oluşturan ve çocukluğundan bugüne bilinçaltı tarafından edinilen olumlu ve olumsuz ifade kalıplarının tümüdür.

Negatif bilinçaltı kodları ise, bakış açınızı olumsuz yönde etkileyen, farkında dahi olmadan bilinçaltınızın edindiği olumsuz zihinsel şablonlardır. Özgüven sorunu, öz saygı, fobiler, takıntılar, suçluluk duyguları, sosyal anksiyete, kilo problemleri gibi bireysel sorunlar üreten, hayatımızın farklı süreçlerinde farkında dahi olmadan bilinçaltınıza ektiğiniz kodlardır. Bu negatif tohumların temelinde sınırlayıcı inançlar vardır.
Sınırlayıcı düşünceler, pekiştirilmiş farklı tecrübe ve duygularla desteklenerek sınırlayıcı inançları oluştururlar. Eğer kişinin karşılaştığı bir olay, inançlarına aykırı ise, onu fark edemez. Okumaya devam et

Barla 2013 Dünya Vakıfları Okuma Programı

Abdurrahman İRAZ

abdurrahmaniraz@hotmail.com

Her sene Barla’da yapılan Dünya Vakıfları Okuma Programı bu sene de muazzam bir katılım ile gerçekleşti. Ramazan ayının araya girmesi ile Ağustos ayına sarkan program 18 Ağustos Pazar günü Eflani’de yapılan mevlidin hemen ardından yani 19 Ağustos Pazartesi günü başladı.

Barla her seneden farklı bir manevi atmosfer yaşattı bizlere. Dünyanın dört bir yanından gelen vakıfların yanı sıra yine Barla’da yapılan Ankara vakıfları okuma programı ve Sav köyünde yapılan Akdeniz bölgesi vakıfları okuma programı ayrıca Hayrat Vakfı’nın yine İstanbul’dan gelen esnaflara yaptığı okuma programı. Yani kısacası Barla bu sene dünya okusun diye adeta kainat kitabının bir misal-ı musağğarı olmuştu. Dünyanın dört bir yanından gelen insanlar da Barla’yı adeta sahife-sahife okuyorlardı.

Fotoğraflar için TIKLAYINIZ

Barla’nın her sahifesi kirli yakın tarihi adeta aklayan bir şeref abidesidir. Tek parti diktatoryasının dinsiz, baskıcı ve işkenceci karanlık günlerinde müstakbel Türkiye insanının felaha çıkacağı ortamın hazırlandığı şerefli bir mekandır Barla.

Bediüzzaman Hazretlerinin evi, mescidi, Mus mescidi, cennet bahçesi ve dünyanın imanını kurtaran Nur risalelerini hep başının üstünde taşımış, meşhur koca çınar. Ve yine dünyanın imanının kurtulması için hep düşünen heybetli çam dağı. Heybeti bazılarını çok korkuttuğu için düşünce damarları kesilenler, katran ağacı ile birlikte o çam dağının tepesinde melül ve mahzun olarak boylu boyunca uzanan çam ağacını kesmişlerdi. Fikir korkakları insanların fikirlerini beyinlerinden sökemeyince, hınçlarını bir katran ağacından ve bir çam ağacından çıkarmak istediler. Fakat kesilen sakal daha gür çıkar gerçeğine cahil oldukları için çam dağında kestikleri iki ağaç yerine on binler, milyonlar fidanların her gün çam dağında adeta neşv-ü nema bulacağını hesap edemediler.

vakif.jpg

Barla kabristanına giripte lahitler okununca bir dönem geçiyor gözlerinizin önünden. Kendilerini gelecek vatan evlatlarına feda eden kahramanların yaşadığı bir dönem. Evet Isparta kahramanları sadece bu vatan evlatlarının değil, bir zaman gelecek bütün insanlığın minnetle anacağı birer abide şahsiyetler olacaklar. İşte bu kahramanların içinde yattıkları kabristanın Barla denizine bakan manzarası bile onlara çok görülmüştür. Bediüzzaman’ın her hatırasını tahrif etmeye çalışanlar, bu sefer de Barla kabristanının önünü kapatmaya çalışıyorlar. Maalesef kabristanın Barla denizine bakan önüne bir inşaat yapılmaktadır. Bir önceki Isparta valisi Memduh Oğuz beyefendinin tabiriyle muazzam bir “tenezzühgah” yok edilmeye çalışılmaktadır.

Eskiden bin-bir meşakkatle çıkılan Çam dağı şimdi belediye ve orman işletmesinin çalışmalarıyla adeta kamp ve piknik alanı olmuş. Çam dağının hemen hemen zirvesine kadar döşenmiş kilitli parke taşlar ziyaretçileri eski o toz topraktan kurtarmıştır. Çam dağının tepesinde yapılan mescitler abdest alma yerleri ve lavabolar, Çam dağında gecelemek isteyenlerin hayatını kolaylaştırmıştır. Eskiden insanların değerlerini kesen, yakıp yıkan devlet şimdi imar edip yaşatmaya çalışıyor. Fakat maalesef şimdi tahrib ve tahrif işlerini elinde tutanlar, kabristanın önünü kapatma gayretine girmişlerdir.

Barla… Bir mübarek kasaba. Ve Çamdağı… Bir mübarek dağ ve Bediüzzaman’ın ifadesiyle Barla denizi. İşte bu üç mekan ve birlikte yad edildikleri Risale-i Nur.

Aslında ben okuma programını yazacaktım ama güzel bir deyim var Kürtçede “ez çi dibejim, tambura mın çi dibej” yani ben ne diyorum sazım ne çalıyor. Yani ben ne yazacaktım. Klavye ne yazdı. Ama yinede bir-iki estantane anlatayım.

5 senedir takib ediyorum bu okuma programını. Her sene dünyanın dört bir yanından vakıflar gelirdi ve Rahmetli Sungur ağabeyin kontrolünde olurdu bu proğram. Sungur ağabey yoktu. Fakat bu sene daha kalabalıktı. Ve Allah ebediyen razı olsun Hüsnü Bayram ağabey bu kadar kişiyi yetim bırakmadı. İlk iki gün yani Pazartesi, Salı günü Fırıncı ağabey vardı. Her sene gelir ilk iki gününü mutlaka vakıflarla birlikte geçirirdi. Fırıncı ağabey salı günü akşamı gitti. Ve aynı saatlerde Hüsnü ağabey geldi. Malum Üstadımızın mutlak vekili olması hasebiyle Hüsnü ağabeyin bulunması vakıf kardeşlerimizi ayrıca şevklendirmiş, aşka getirmiştir. Vakıf kardeşlerimizin hepsini tek-tek dinleyip onlara nasihatlar etmiştir. Ayrıca yapılan genel sohbetlerde de Üstadımızın tarz-ı hizmetini aktarmış ve Risale-i Nurdan dersler yapmıştır. Çam dağına çıkmak her babayiğidin karı değil gerçekten yorucudur, hatta bazen öyle olur ki sanki yol bitmeyecek diye düşünürsünüz. Hüsnü ağabey bu yaşında vakıflarla birlikte çam dağına tırmanmıştır. Allah ona ve diğer tüm ağabeylerimize sağlıklı ve hayırlı uzun ömürler versin.

Her sene okuma programının son günü, yani Cuma günü Bayram ağabeyin ruhuna mevlit okutulurdu. Bu sene Bayram ağabeye bir de Sungur ağabey ilave edildi. Şanlıurfa’da, Van’da ve diğer yerlerde okunan mevlitlerden farklıdır bu mevlit. Diğer mevlitlere genellikle halk katılır, fakat bu mevlide sadece vakıflar katılıyor. Yine muazzam ve mükemmel bir organizasyonla yapıldı. Bir farkı vardı, bu sene bütün cemaatlerin vakıfları katıldı. Fevzi ağabey yine nur-u bedi medresesine geldi dersi dinledi, cemaatle birlikte Çam dağına çıktı. Bu sene yine bir keyif yaşadık Allah ömür verirse seneye inşallah bir daha…

Saadet ve muhabbetle nurlar içinde kalınız.

Fotoğraflar için TIKLAYINIZ

28 Ağustos 2013 Çarşamba 07:27

Risale Haber alıntısı.

Evlilik bir geminin okyanusa açılması gibidir

Sabah evden çıkıyorsunuz, sımsıcak bir güneş. Yaz geldi, geçiyor bile. Yaz ayları iyidir, hoştur ama bir yandan da ani değişimler ve sıcaklar psikolojimizi etkiler. İşte böyle bir yaz gününde, Türkiye’nin yetiştirdiği önemli bilim insanlarından biri olan Üsküdar Üniversitesi kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’la evlilik ve eş seçimini konuşmak üzere buluştuk.

eriskin psikiyatri  Evlilik bir genin okyanusa açılması gibidir

Evlilik amacı gütmeyen flörtöz ilişkiler bencilliktir.

Nevzat Tarhana evleniyoruz ama nerede iyi nerede hata yapıyoruz diye sorduk. Tarhan, evlilik kurumunu bir federasyona benzetti. Bize de evlilikte mutluluğun yol­larını anlattı.

MUTLU EVLİLİK ZOR DEĞİL!

Eş seçiminde ne gibi kriterlere dik­kat edilmeli? Kriter gerekli mi, ya da kriter mevzu bahis olduğunda o evli­lik aşk evliliği olmaktan çıkar mı?

İnsanın hayatında önemli iki tasarruf vardır. Biri eş seçimi, biri de meslek se­çimi. Bu iki tasarrufta da muhakkak belli ölçütlerin olması gerekir. Bu ölçütlerin olması da aşka mani değildir. Aksine, bu ölçütler aşkın uzun vadeli olmasını sağ­lar. Her iyi evlilik, iyi bir aşkla mı başlar, iyi bir aşkla mı devam eder? Aşk iyi ev­liliğin sebebi midir, sonucu mudur? Bu soruları sorduğumuzda birbirine aşık ola­rak evlenen kişiler; iyi iş birlikleri de kurabiliyorlarsa iyi aşıklar olabilirler. İşbirliği kuramazsanız, o aşk da buharlaşır. Ömür boyu süren aşklar, işte bu iyi işbirliklerinin sonucunda ortaya çıkıyor. Eş kriterleri iyi işbirliği kurmanın kriterleridir.

eriskin psikiyatri  Evlilik bir genin okyanusa açılması gibidir

Evlilik yaşı var mı? Ruhsal olgunlu­ğa erişmeden evlilik doğru mu? Peki ruhsal olgunluk mümkün mü?

Nasıl ki bir öğrencinin okula başla­ması için, öğrenci olgunluğu gerekiyorsa; evlilikte de eş olgunluğu gerekir. Mesela, evlilik olgunluğuna erişmeden evlenen bir erkek, üç ay sonra: ‘Benim kendi haya­tım var. bana sakın karışma diyebiliyor. Bu tür söylemlerin geçtiği evlilikler, ortak alan bilinci ya da ‘biz’ bilincini oluştura- mayan evliliklerdir, ideal evliliklerde ‘biz’ bilinci oluşmalıdır. Herkesin kendi özel alanları da vardır ama ortak alanları da olmalıdır. Evlilik iki ayrı cumhuriyetin fe­derasyon kurmasıdır. Evlilik, iki tarafın birbirlerinin kişiliklerini yok sayması de­mek değildir. Ortak hareket edebilmek demektir. Kendisini ve ilişkisini yönete­bilecek seviyeye gelmiş olanlar, evlilik olgunluğuna ulaşmış insanlardır. Bu ko­nuda mevcut testler ve ölçekler de var. Benim de ‘Evlilik Niyet Sözleşmesi’ adını verdiğim bir sözleşme var. iki taraf da ev­liliği içselleştirebilecek durumda, bu söz­leşmeye imza atabilecek olgunluktalar ise evlenmekten korkmasınlar.

Evlilikte, eşler arasında ‘tahammül’ ve ‘katlanma’ gibi sözcükler aslında hangi durumlara işaret ediyor? Do­ğal mı bu kelimelerin kullanılması?

‘Sen benim imtihanımsın, senin sayen­de cenneti kazanacağım’ diyenler de var mesela. Evlilik sürecinde tarafların, bir takım hareketlerine yahut özelliklerine ta­hammül edebilmesi gerekebilir. Bu insan ilişkilerinde de böyledir, insanların hayat­ları düz çizgilerden ibaret değildir. İnişler, çıkışlar ve yokuşlar vardır. Evlilik bir dağa çıkmak gibiyse; o yolda sadece çiçekler yoktur. Taşlar, çukurlar, tepeler de vardır. Bunları aşmak gerekir. Böyle durumlarla karşılaşıldığında, el ele vermek gerekir. İçinde sevgi olan tahammül faydalıdır.

İdeal evlilik uğruna kişisel özellikler zaman zaman göz ardı ediliyor. Evlen­meden önce eş adayları birbirlerinin kişisel özelliklerini nasıl anlayabilir?

Tabii bunlar yüzde 100 anlaşılmıyor. Ama bir insan %70-80 bu kişi bana göre­dir diyebiliyorsa; ‘Bismillah’ deyip gitmesi gerekir. Kişilik özelliklerin anlaşılabilmesi için kişisel alanlara bakmak gerekir. Kişilik özellikleri birlikte yaşamaya uygun mu. ona bakılmalı. O kişinin şu andaki yaşam stili­ne, sorun çözme stiline bakılmalı. Gelecek vizyonun da ortak olması gerekir. Bu üç alanda benzerlik önemli. Özgeçmişlerinde, ortak ilgi alanlarının da çok olması gerekir. Kişilik özelliklerinden çok bu ortak alanlar önemli. Bazen bakıyorsunuz iki zıt kişilik de çok mutlu evliliklerini sürdürebiliyorlar.

Flörtsüz tanışmanın ve tanımanın alternatif bir yolu mümkün mü?

Flörtsüz evlilik, tamamen şansa bağ­lıdır. Ama flört evliliğin olmazsa olmaz şartı değildir. Kaldı ki flörtöz evliliklerde, kişiler gerçek karakterlerini gizliyorlar. Flörtte kendini sergileme, ifade etme ve beğendirme ihtiyacı vardır. Flörtöz evli­likler genellikle bilgi saklayan ilişkilerdir. Evlikten sonra birden değişme, eşlerin birbirlerini tanıyamaması da flörtün bu boyutunu ifade eder. Flörtöz ilişki için­de, ahlaki standartlar ve dürüstlük varsa, bunlar geçerli değildir tabi.

Flört dönemi bizim kültürümüzdeki nişanlılık kavramıyla benziyor mu?

Bizim kültürümüzde nişanlılık bu ihtiya­cı karşılamak için vardır. Nişanlılık ilişkinin görev tanımıdır. Hayatı birleştirme niyeti olmadan, sadece gönül eğlendirmek için girilen ilişkiler ahlaki değildir. Bu tür flör­töz ilişkilerin faturası da genellikle kızlara çıkıyor. Çünkü erkeklerin, aynı anda birden fazla flörtü olabiliyor. Toplumumuz için birer rol model olan dizi karakterlerinde de bunlar gözlemlenebilir. İçinde evlilik amacı taşımayan flörtöz ilişkiler bencilcedir, tehlikelidir. Sadece erkeğin gönül eğlendirmesine hizmet eder. Bu nedenle, kumar oynamak gibidir. Bunu genç erkek ve kızların bilmesi gerekir.

İdeal Eşin Temel Ölçütü İdeal İnsandır

İdeal evlilik gibi bir ifade doğru mu? Dayatılan ideal evlilik mefhumu sağ­lıklı mı?

İdeal evlilikte ideal eş vardır. İdeal eşin temel ölçütü ideal insandır. İdeal insanın temel ölçütüyse iyi insandır. İyi bir insan­sa ve öyle biliniyorsa, iyi bir eş de olur. iyi insan, insani değerleri yüksek olan insan­dır. Bir erkek, çok zengin olabilir. Ama iyi bir eş ve iyi bir baba olamayabilir.

Maddiyat evliliği nasıl etkiliyor?

Evliliklerde belli başlı sorun alanları vardır. Bunlar; çocukların eğitimi, yakın akraba evliliği ve paranın kullanılmasıdır. Burada genel kaynak yönetimi kuralları geçerlidir. Sınırlı kaynakların, sınırsız he­defler için kullanılması hedeflenir, insan ilişkilerinde de psikolojik ve sosyal ser­mayeler vardır. Bu sermayelerin haya­tımız içinde dengeli ve adil bir biçimde kullanılması gerekir. O nedenle, insan iliş­kilerinde adalet duygusu çok önemlidir. İnsan hayatında sevgi ve disiplin ölçülü olmalıdır. Sevgi ve disiplinin dini termino­lojideki karşılığı merhamet ve adalettir. Maddiyat konusuna gelirsek, parayı da adaletli kullanmak gerekir. Sosyal ve psi­kolojik sermayeyi de adaletli kullanmak gerekir. Ama evlilikte tüm bunlar bir bü­tündür, para tek ayak değildir.

 Evlilik yaşlarının ilerlemesi ve dün­yamızın giderek kirlenmesi, genetik hastalıklarla doğan çocuk sayısında artışa sebep oluyor. Engelli bir çocu­ğa sahip evliliklerin yaşamsal geçer­liliği kayboluyor. Bu tür durumlarla karşılaşan eşler ne yapmalı?

Yapılan araştırmalara göre 60′lı yıllar ve günümüz arasında, otizm oranlarında 10 misli artış var. Bu artışların sebebiyse DNA hasarlı bir çevreyle yaşıyor olma­mız. Elektromanyetik alanlar, beslenme biçimlerimiz, hızlı yaşamak gibi durumlar, insanı doğal ritminin dışında yaşamaya itiyor. Doğal ritmimizin dışına çıktığımız için DNA’larımız protein üretmekte zor­lanıyor ve hasarlar oluşuyor. Günümüzde birçok hastalığın sebebi yaşam ve bes­lenme stilleridir. Engelli ya da otistik bir çocuğu olanlar, çocuklarını muhakkak bir uzmanla büyütmeliler. O çocuğa sadece sevgi yetmez, özel eğitim almaları gerek­lidir. Bu çocuklar küçük yaşta fark edilirse, kişiye özel bir zihinsel model gerçekleş­tirilir. Bu durumda çocuklar daha sağlıklı büyüyeceklerdir.

Büyük şehirlerde, büyük hayatlar yaşanıyor. Birlikte yemek yiyememe- yen, vakit geçiremeyen, konuşama­yan çiftler hakkıyla bir şeyi paylaşamıyorken, aynı hayatı paylaşmaları nasıl mümkün oluyor?

Büyük şehirlerde büyük hayatlar yaşa­nıyor, bu doğru. Tabii büyük sorunlar da yaşanıyor. Aslında bunun için sihirli bir formül var: Nitelikli beraberlik. Günümüz­de zaman az. Çiftler 10 dakika bir ara­ya gelebiliyorlarsa; sevgi dolu bir bakış, birkaç güzel söz ve bir tebessümü birbir­lerine çok görmemelidirler. Beklemediği bir anda elini tutmak, sevgi sözcükleri söylemek nitelikli beraberliği oluşturuyor. Nitelikli beraberlikler büyük hayatların, büyük tehlikelerini azaltır.

Ayrılma ahlakı nasıl olmalı?

Ayrılma ahlakı önemli ama evliliği sür­dürmek esas olmalı. Evlilik bir geminin okyanusa açılması gibidir. Okyanusun ortasında ben bırakıyorum, gidiyorum diyemezsiniz. Bir sorumluluğu vardır bu işin. Ama kaçınılmaz olarak bırakmanız gerekiyorsa, elinizden gelen her şeyi yap­mışsanız, ayrılık bir sonuç olarak ortaya çıkar. Boşanma bir seçenek olmamalı. En ufak tartışmada, boşanalım derseniz, o evlilik yürümez. Karı-kocalıktan boşan­ma olabilir ama anne babalıktan boşa- namazsınız. Böyle olursa çocuklarda ge­lecekle ilgili güven oluşur. Anne babalar çocuklarına; ‘Sizin iyiliğiniz için bir araya geleceğiz’ mesajını vermeliler. Bu mesaj ayrılma ahlakına uygundur. Eşler çocuk­larının geleceği için insani ilişkilerini de­vam ettirebilirler. Bu ahlaki duruşu olan bir ayrılmadır. Ama maalesef duygu te­melli boşanmalarda bu gerçekleşemiyor. Ahlaki normları olmayan boşanmalar, ki­şileri üçüncü sayfa cinayetlerine götürür.

AYSHA DERGİSİ

Evlilikten korkmayın!

evlilik terapileri aile ruh sagligi aile ici saglikli iletisim  Evlilikten korkmayın!

Evlenmek isteyen ancak kendine “Evlenmekten korkuyorum. Evlenince evimi geçindiremeyeceğimden endişe ediyorum. Ne yapabilirim?” sorularını eminiz ki sormayanımız yoktur.

Haklı olarak mutlu olma ve sevilme kaygısı taşıyanlar bu sorularla da muhatap oluyor. Aslında her korkunun ardında korkuyu körükleyen, uyandıran nedenler. Peki bunlar neler? Prof. Dr. Nevzat Tarhan anlatıyor…

Evlilik hayatı, en büyük okul demektir. Toplumdaki tüm kötülükler burada yok edilir. Tüm zararlı alışkanlıklar, burada temizlenir diyor Madem Roland. Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan “Son Sığınak Aile” isimli kitabında Roland’ın bu cümlesine yer veriyor. Evliliği Rektör Tarhan ise tek kelime ve satır olarak “Evlilik Su Gibidir” tanımlamasıyla yapıyor. Okumaya devam et