Arşivler

YÖK Kariyer Merkezleri Toplantısına Katıldık

YÖK Kariyer Merkezleri Toplantısı/ANKARA

12.06.2013

Kariyer-merkezi-top-4 (1)

 

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Gökhan ÇETİNSAYA‘nın katılımı ile Kariyer Merkezleri Toplantısı 12 Haziran 2013 tarihinde Yükseköğretim Kurulu ev sahipliğinde gerçekleştirildi.

Üniversite öğrencilerinin iş yaşamına hazırlanması ve staj uygulamalarının etkin bir biçimde yürütülmesi için kurulan üniversitelerdeki kariyer merkezlerinin yaptığı örnek uygulamaların paylaşılması ve bu konuda üniversitelerde duyarlılığın ve farkındalığın artırılması amaçlanan toplantıya kariyer merkezi yöneticileri ve sorumluları katıldı. Okumaya devam et

Türkiye Akademisyenler Platformu ( TAP )

BİRİNCİ İSTANBUL EĞİTİM ÇALIŞMA GRUBU TOPLANTISI NOTLARI

istanbul-egitim-calisma-gurubu-toplantisi1

 istanbul-egitim-calisma-gurubu-toplantisi2

Şubat ayında Üsküdar Üniveritesi’nde yapılan “Eğitimde Paradigma Dönüşümü” başlıklı çalıştayın ardından, bu konuda somut adımlar atılmaya devam ediyor. Bu dönüşümün nasıl gerçekleştirilebileceğine dair rota belirleme çalışmalarını yürütmek üzere, Türkiye Akademisyenler Platformu çevresinden bir grup eğitimcinin oluşturduğu İstanbul Eğitim Çalışma Grubu, Prof. Dr. Osman Çakmak başkanlığında bir düşünce ve istişare heyeti hüviyetinde bir araya geldi. Elif Dergisi’nin ev sahipliği yaptığı toplantıya Dr. Yusuf Kaplan ve Suad Alkan konuşmacı olarak katıldı.

10 Şubat 2013 günü Dilruba Restoranda bir araya gelen Grup, kahvaltının ardından Elif Dergisi idare binasında ilk toplantısını yaptı. Toplantının başında, Osman Çakmak çalıştayın yankılarına ve sonrasındaki gelişmelere dair bilgi verdi. Uluslararası Eğitim Gönüllüleri Derneğinin her türlü imkanlarını kendileriyle paylaşmaya hazır olduğunu, mekan ve benzeri pek çok açıdan kendilerine yardım etmeye başladıklarını söyleyerek, nihai hedeflerinin, eğitimde paradigma dönüşümüne yardımcı olacak türden ders kitapları yazmak olduğunu, bunun içinse, fikrî altyapıya ihtiyaç bulunduğunu, bu toplantıların o ihtiyaca cevap vermek üzere planlandığını belirtti.

DİLRUBA RESTORANT

DİLRUBA RESTORAN

Osman Çakmak’ın sunuşunun ardından söz alan Yusuf Kaplan, konuşmasına öncelikle içinde bulunduğumuz durumu doğru teşhis etmek gerektiğini söyleyerek başladı. Günümüzde semantik bir intihar yaşandığını, çağın bizi körleştirerek ağına düşürdüğünü; bir başka deyişle, çağa mahkum olduğumuz için kendimizden mahrum kaldığımızı belirtti. Bu durumdan kurtulabilmenin yolunun da kısa, orta, uzun vadeli planlar yapmaktan geçtiğini ilave etti. Dünyanın artık Batılı/pagan bir paradigma fanusu içinde yaşadığına dikkat çeken Kaplan, Newton’u hatırlatarak, onun başına ya da yere elma düşmüş olmadığını, yere düşenin insanın kafası olduğunu, oradan itibaren, modern düşünce ve hayatın bizi yere kilitlediğini, semayla bağımızı kopardığını söyledi. Oysa arzın arızî bir yer olduğu unutulmamalı, aslî zannedilmemeliydi. Böyle sanılarak mülk aleminde daha çok şeye sahip olmaya çalışmak, kendimize mülkün sahip olmasını sonuç verirdi.

Sanayi devrimiyle birlikte üç büyük sonuç ortaya çıkmış, ilk olarak makine teknolojisi ile birlikte insan makineleşmiş, elektronik teknoloji insanı büyüleyerek tüketen bir varlığa dönüştürmüş, sanal teknolojinin sonucunda ise insan tükenmeye başlamıştı.

Buna karşı söz söyleyecek tek seçeneğin İslam medeniyeti seçeneği olduğunu belirten Kaplan, bu bağlamda,     J. Baudrillard’ın 2001 9/11 olayından sonra söylediği sözleri aktardı. Baudrillard, “İnsanlığın önündeki tek seçenek yok ediliyor.” demiş, ayrıca Türkiye’den bir atılım beklediğini de ilave etmişti kendisiyle yapılan bir söyleşide.

Yusuf Kaplan, şu andaki temel meselenin “neyi yitirdiğimizi fark etmek”, dolayısıyla “nerede” ve “neden burada” olduğumuzu anlamak olduğunu söyledi. Bu çerçevede, bizim Bediüzzaman’ın nebevî diline ihtiyacımız olduğunu, ancak henüz hâlâ onun işlevini gerektiği gibi görmesinin önünde engeller bulunduğunu belirtti. Müslümanların durdukları yerin farkında olmamaları, pek çok şeyi geciktiriyordu ve yapılması gereken öncü bir kuşak yetiştirmekti. Kitlen de bu kuşağa göre şekillenecekti ardından. Tarihi, kitle değil, öncü kuşak yapmıştı şimdiye kadar, bundan sonra da böyle olacaktı. Biz bunun için uğraşmazsak ilahi rahmet gecikecekti.

Konuşmasının bir yerinde Nietzsche’ye değinen Kaplan, Bediüzzaman’ın yaşadığı dönemde yaşayan filozofun pek çok medeniyet ve dinin metinlerini dolaştığını, bir zihin arkeolojisi gerçekleştirdiğini, Batı düşüncesini Nietzsche’den önce ve Nietzsche’den sonra denilebilecek kesinlikte ikiye böldüğünü anlattı. Onun “Tanrı öldü.” sözünü alıntılayanlar, sonrasındaki ifadeleri hep es geçiyorlardı; oysa Nietzsche “Onu biz öldürdük, kanı ellerimizde.” diyordu sonrasında.

Nietzsche medeniyetler bağlamında iki şey söylüyordu:

1) Batı uygarlığının insanlığa verebileceği tek yeni şey, hiçbir yeni şey veremeyeceğidir.

2) Bizden daha sofistike olan İslam kültürüyle karşılaştığımızda, onun önünde diz çökmeliydik.

Kaplan, bu filozofla İslam dünyasında sadece Muhammed İkbal’in ilgilenmesinin bir eksiklik olduğunu dile getirdi. Bir insan olarak varlığın hakikatinin izini süren insanları saygıyla anmak gerektiğine dokunan Kaplan, bu minvalde Freud’dan sonra en büyük psikanalist olan ateist Jacques Lacan’ın “Tanrı fikrini yitiren biri, her şeyi tanrılaştırmak zorundadır.” sözünü örnek gösterdi.

Sözü tekrar Bediüzzaman’a getiren Kaplan, onun bütün ilimlerin deşifresini yaptığını, kendisiyle benzer sorunlarla ilgilenen Filibeli Ahmed Hilmi, Cevdet Paşa, Elmalılı Hamdi Yazır gibi isimlerle kıyas kabul etmeyecek ölçüde farklı bir şeyi gerçekleştirdiğini,” yeni bir dil kurduğunu” belirtti. Buna rağmen, Batı’daki büyük düşünürlerin ya da Türkiye’deki büyük kafaların Bediüzzaman’la gerektiği ölçüde ilgilenmiyor olmaları sorgulanması gereken bir şeydi. Bu konunun bir analizi olarak, Türkiye’de kendisini kabul ettirmeye çalışan müslüman entelektüellerin hakim paradigmaya prim vermek yüzünden bundan geri kaldıkları söylenebilirdi. Oysa Sezai Karakoç’un eserlerinin Risale-i Nurlardan süt emmiş olduğunu bilmek gerekirdi. Çünkü on yıllardır Bediüzzaman bu ülkedeki entelektüel piyasada “prim” yapmamıştı; ancak bu konuda Nur cemaatlerinin de azımsanmayacak bir vebal altında oldukları bu analize ilave edilmeliydi. Onlar da “metinlere kapanarak metinleri kapatmak” sonucuna yol açmışlardı.

Çağ körelmesinin getirdiği üç psişe bozukluğundan bahseden Kaplan, bunları aşmadıkça Bediüzzaman’la anlaşamayacağımızı, onu anlayamayacağımızı belirtti.

Medeniyet buhranı ile birlikte yaşadığımız fetret dönemi, bizde hem epistemolojik kırılmaya hem ontolojik kopuşa yol açmıştı. Bu durumsa çift yönlü bir temassızlık üretmişti. Bu çift yönlü temassızlık hali, bizim İslam’la doğrudan ve doğurgan bir irtibat kurmamızı önlüyor, dolaylı ve dolandıran bir ilişkiye düçar kılıyordu bizi.

Bu fetret dönemiyle birlikte ortaya çıkan üç psişe bozukluğu şunlardı:

1) Savunma psikolojisi: Osmanlı döneminde ortaya çıktı. Her şeyin İslam’da olduğu, Batı biliminin, sanatının zaten İslam’da var olduğunu savunan psikoloji. Batı biliminin temelinde İslam yatıyorsa, bu bizim yeni bir şey söylememizi gereksiz kılardı. Buradan bir yere gidilmezdi. Çünkü dünü yanlış anlayan bugünü doğru anlayamazdı. Bu apolojik/özürsel yaklaşım, başkalarının sırtından geçinmemizi sonuç veriyordu. Oysa teklif kişiye, bize yapılmıştı. Başkalarının sırtından geçinilemezdi.

2) İkinci psişe bozukluğu, savunma psikolojisinin ardından gelen “yenilgi psikolojisi”ydi. Bu psişe bozukluğuna kapılan insanlar, bu kez kendilerini geri bırakanın İslam olduğunu söylemeye başlamışlardı. Oysa “geri” ve “ileri” kavramları ne demekti? Bunun sorgulaması yapılmıyordu hiç. Batı’nın gösterdiği salt niceliksel gelişmeye ilerleme diyemezdik ve bu anlamda da biz geri kalmış filan değildik. Bu bağlamda, Heidegger’in modern teknolojiyi canavara benzetmesi hatırlanmalıydı. Müslümanların, hakimiyeti ele geçirmek, güç temerküzü gibi bir dertleri olamazdı. Ama Batı’nın ilerleme adına yaptığı buydu.

3) Üçüncü psişe bozukluğu, “yamama ve yamanma” psikolojisiydi. Hakim söylemlere İslam’ı eklemleme tavrı yani. Bu bağlamda, “Hür Adam” filmi yapmak, Bediüzzaman’ı bir arif ya da alim olarak görememek, sosyal bir hareketin lideri gibi görmek demekti ki, bu da Bediüzzaman’ı son derece yanlış anlamak anlamına gelirdi.

Biz ancak çağı anlamakla çağın ağından kurtulabilirdik. Bu konuda Bediüzzaman’ın yaşadığı “ümmileşme”nin önemini fark etmeliydik.

Modernitenin getirdiği ve dünyaya dayattığı uygarlaştırma süreci (civilizing process) önce mekanı kontrol altına almıştı. Postmodern denilen bu süreçte ise, artık zamanı kontrol ediyorlardı. Bir zamanlar bir “halklar” çağından, demokrasiden söz etmek mümkündü. Oysa şimdi yaşanan bir “dramokrasi”ydi, hız ve hazlar çağıydı.

Bütün bu gerçekleri doğru anlayarak çağı tanımalı ve bu ağdan kurtulacak yollar aramalıydı günümüzün müslümanı. Bu noktada, bizim gerçek anlamda bir İslami eğitim modeli ortaya koymamız gerekiyordu. Bütün cemaatlerin bir araya gelerek aynı paralelde hareket etmesini sağlayacak bir eğitim modeli.

Dünyada üniversitelerin 20. yüzyıl başından bu yana bitmiş olduğunu söyleyen Kaplan, şimdi üniversitelerin think-tank kuruluşlarına çalıştığını belirtti. Bilgiyi anında güce dönüştürecek insanlar yetiştiriyordu üniversiteler.

Bizim, burada yola çıkarken, aklımızda tutmamız gereken bir husus vardı: Osmanlı bilfiil çökmüş ama bilkuvve devam eden bir medeniyetti. Batı ise, bilkuvve çökmüştü ancak bilfiil devam ediyordu. Toynbee’nin “Osmanlı durdurulmuş bir medeniyettir.” sözünü hatırlamalıydık burada. Bunu bilmek, bize, yapılması gerekenler konusunda bir destek ve arka plan sağlayacaktı.

Onun için, Medresetüzzehra’yı bir üniversiteye dönüştürmek, onu bitirmek anlamına gelecekti. Oysa biz daha Bediüzzaman’ı anlamış bile değildik. Anlamış olsaydık, onu dünyanın gündemine gerektiği gibi taşımış olurduk. Bediüzzaman’ın çocukları çıkardı. Öyle olmadığına göre, buradan hem sistemin hem de bizim hazır olmadığımız sonucu ortaya çıkardı. Öyleyse yapılması gereken önce onu gerçekten anlamaya çalışmak, durup düşünmek, hazırlık yapmak, sonra da kendi paralel Medresetüzzehra’mızı kurmaya çalışmaktı.

Bu hususta işe başlamak için önce “İslamî eğitim” kavramı üzerinde kafa yormalıydık. Bunun içinse ciddi bir şekilde düşünce tarihi okumalarına ihtiyacımız vardı. İslami düşünce tarihini kavrayarak Bediüzzaman’ı bu tarihe ve İslami düşünceye açmadığımız sürece risaleleri hem kapatıyor hem de onlara kapanıyorduk Kaplan’a göre. Oysa biz bu çağda Kur’an hakikatinin dilini ancak risalelerin diliyle keşfedebilirdik. Öbür türlü de Kur’an okurduk, ancak, çağın ağları içinden yapılan bir okuma olurdu bu.

Konuşmanın bir yerinde söz alan Elif Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Suad Alkan, Batı’daki umut verici düşünce hareketlerine ve düşünce-sanat adamlarının varlığına dikkat çekti. Modern Batı’yı onun içinden yetişen insanlar eleştiriyor, yeni bir paradigma arayışına giriyorlardı. Türkiye içinde de ciddi anlamda bu meselelere kafa yoran, bunu yazılarına, sanat eserlerine taşıyan insanlar vardı. Bu insanlar arasında kurulacak irtibatlar, bir araya gelişler önemliydi. Elif Dergisinin misyonu da böyle bir kültürel ve sanatsal yapılanma için ortam ve platform oluşturmaktı. Ümidimizi canlı tutmalı, mevcut değerlerin farkında olmalıydık. Bu bağlamda, bilimle ve sanatla uğraşan insanlardan oluşacak çekirdek yapılar kurmak için çaba sarf etmeli, bir hareket oluşturma gayretinde olmalıydık.

Kaplan ve Alkan’ın konuşmalarının ardından, dinleyeciler arasında bulunan Ensar Nişancı, ittihad-ı İslam’a giden yolun ittihad-ı ezhandan geçtiğini hatırlattı.

Ömer Baldık ise, bu gibi toplantılarla fikrî, zihinsel temellerin atılmasının öncelikli olduğunu, ancak bu işin pratikle birlikte yürütülmesi gerektiğini, bunun için de mesela işe en temelden, yeni ve üzerinde anlaşabileceğimiz bir metodla eğitim verecek anaokulları açmakla, ardından bu işi her seviyede paralelleştirmekle başlayabileceğimizi belirtti.

Osman Çakmak’ın teşekkür konuşmasıyla sonlanan bu birinci bölümün ardından kısa bir ara verildi ve ikinci bölümde yeni yapılanmanın nasıl olabileceği konusunda istişarelerde bulunuldu.

İkinci bölümde, başlatılan bu toplantıların hedefi konusunda bilgi veren Osman Çakmak, Çalıştay sonrası yapılanları anlatmakla konuşmasına başladı. Bu bağlamda on kadar akademisyen ile Skype üzerinden yapılan istişare toplantıyı örnek vererek, bu tür toplantılarla ülke çapında bir istişare ortamının oluşturulabileceğine dikkat çekti.

Ankara’daki Külliye’ye değinen Çakmak, lise eğitiminin ve bu eğitimde kullanılan kitapların içi boşaltılmış olduğu için, onların bu konuda duydukları ihtiyaç ile Uluslararası Eğitim Gönüllüleri Derneğinin kurulduğunu, ancak bu işin sadece akademisyenlerle olamayacağının anlaşılması nedeniyle yeni arayışlara girilmiş olduğunu aktardı. Bu ve benzeri eğitim konusunda tüm camiayı ve diğer camiaları da harekete geçirerek ortak bir hareket oluşturmanın lüzumuna değindi. Ayrıca, kitap yazımı konusunda yayıncı-yazar-akademisyen çevrelerini bir araya getirecekleri bir çalıştay yapmayı düşündüklerini belirtti. Bütün bu çalışmaların da belli bir bakış açısı değişikliğine ve sürece muhtaç olduğunu söyledi.

Ardından, Tahsin Gülhan, yapılanmanın nasıl olacağı konusundaki görüşlerini aktardı. Gülhan, fikrin projelendirilmesi, projenin planlandırılması, sonra ekip kurularak eyleme geçilmesi, ekibin resmi yapı ve kurumsallaşmaya kavuşması süreci yaşanmadan, konuşulanlardan sonuç almanın zor olduğunu hatırlattı. Sürdürülebilirliğin önem ve lüzumuna dikkat çeken Gülhan, bu iş için gerekli mekanın da öncelikler arasında olması gerektiğini söyledi. Fikirlerin maya tutmasının, biçimsel yapı unsurlarının tamamlanmasına ve doğru bir işbölümüne dayandığını belirtti. Bu bağlamda, platform olarak kalınacaksa eğer, bunun bir çatıya, sekreterya ve mekana ihtiyaç duyacağını vurguladı. Biçimsel olarak da ya bir platform ya dernek ya vakıf ya da bir üniversite bünyesi içinde bir kuruluş olarak iş görmek gerektiğini söyledi.

Elif Dergisi ekibinden, eğitimci Mehmet Ali Özkan da organize olmanın ve kurumsallaşmanın öneminin inkar edilemeyeceğini, ancak, öncelikle bu şekilde bir araya gelen grubun kendi arasında bir zihinsel konsensus oluşturmasının gerektiğini söyledi. Bu bağlamda, Türkiye’deki eğitime de yön veren mevcut ve hakim pozitivist/kemalist paradigmanın iyi teşhis edilmesinin, röntgeninin çekilerek uzantılarının doğru tespit edilmesinin, ondan sonra da iman ve tevhid paradigması ekseninde yeni bir eğitim anlayışının nasıl tesis edileceğini belirlemenin bu tür toplantıların öncelikli hedefi olması gerektiğini ifade etti. Bu konularda ortak bir zihinsel zemin oluşturulduktan sonra kurumlaşmaya daha çabuk ve kolay gidileceğini ve yapılacak çalışmaların da daha doğru ve doyurucu sonuçlar vereceğini ifade etti.

Çeşitli yayınlar ve internet tabanlı eğitim ortamları hazırlama tecrübesiyle öne çıkan Ahmet Arduç, bir başka konuşmacıydı. Uzun konuşması boyunca tecrübelerinden, yaşadığı sorunlardan ve karşılaştığı iş ahlakına aykırı durumlardan örnekler sunan Arduç, özetle bu işlerin baştan iyi ve doğru planlanması, insanların emek ve haklarının karşılığının verilmesi konusunda hassas olmanın gereğine vurgu yaptı. Bunun için de Japonlar örnek alınarak her yönüyle ciddi bir fizibilite çalışması yapılmalıdır en başta, dedi.

Son olarak Osman Çakmak bütün bu düşünceleri toparlayan kısa bir konuşma yaptı. Daha işin başında olduklarını, her türlü imkanı kullanarak sık sık bir araya geleceklerini, öncelikle de zihinsel altyapı oluşturmak üzere entelektüel birikimi ile öne çıkan konuşmacıları bir seminer ya da söyleşi formatında bu toplantılara davet edeceklerini dile getirdi. Bu toplantılarda yavaş yavaş bir eğitim modelinin kristalize olacağını ve böylece eyleme geçmek için altyapının hazırlanmış olacağını ifade etti.

Toplantıya gelenlere ve mekanı tahsis eden Elif Dergisi heyetine teşekkürün ardından toplantı sona erdi.

 

Hazırlayan: Mehmet Ali Özkan

Detaylı bilgi için: http://akademikplatform.net/istanbul-egitim-calisma-grubu-toplantisi-notlari/

Lokman ÇELİK

Üsküdar Üniversitesi

Sürekli Eğitim Merkezi

Tel: 0 216 530 0 530  Dahili:5015 Fax: 0 216 530 06 15 Adres: İcadiye Mah. Bağlarbaşı Cad. No: 63 Üsküdar – İstanbul

e-mail  :lokman.celik@uskudar.edu.tr

www.uskudar.edu.tr

http://usem.uskudar.edu.tr/

http://www.lokmancelik.com.tr/

Bilişimde Gelecek Yaklaşımı Paneli

Bilişim Dünyasının önemli isimleri Üsküdar Üniversitesi’nde gerçekleştirilecek Panelde buluşuyor. Türkiye’de bilişime yön veren TÜBİTAK, MİCROSOFT, MYNET ve SHİFDELETE ‘in önemli isimleri, ‘Bilişimde Gelecek Yaklaşımı’ konulu panelde bilişimin Türkiye ve Dünyadaki gelişimini değerlendirecek.

 

Bilişimde Gelecek Yaklaşımı Paneli 1 

Teknolojiyi, davranış bilimleri ve ruh sağlığı ile birleştirerek “Düşünce Teknolojisi” alanında yapay zeka, avatar modelleme, beyin pili gibi önemli çalışmalara imza atan Üsküdar Üniversitesi, 08-14 Mart Bilişim Haftası etkinlikleri kapsamında “Bilişimde Gelecek Yaklaşımı” konulu paneli düzenleyecek.

Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın sağlıkta bilişimin öneminden bahsederek, davranış biliminde nöroteknoloji kavramını anlatacağı panelde Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İzzet Bozkurt da değişen ihtiyaçlara ve beklentilere göre şekillenen “iletişim eyleminin” teknolojiden nasıl etkilendiğine değinecek. 

Moleküler Biyoloji ve Genetik dalında “Davranış Genetiği” eğitimi veren tek üniversite olma özelliğine sahip olan Üsküdar Üniversitesi, bu panelde Türkiye’de bilişimin nabzını tutan önemli isimleri misafir edecek. TUBİTAK Bilişim Teknolojileri Enstitüsü Trend Analizi ve Teknoloji Yönetimi Bölüm Sorumlusu Sayın Dr. Zeki ERDEM, Microsoft Türkiye Yazılım Geliştirme Teknolojileri Yöneticisi Selçuk Uzun, Mynet İş Geliştirme Direktörü Onur Çekmegil, Shiftdelete.net Editörü Tolga Küçükyılmaz panelde bir araya gelecek.

Bilişim ve teknolojinin önemine dikkat çekilecek panel, 13 Mart 2013 Çarşamba günü Saat: 13.00’de Üsküdar Üniversitesi Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda gerçekleştirilecek. Panel, ilgilenen herkese açık olacak.

Tarih: 13 Mart 2013 Çarşamba

Yer: Üsküdar Üniversitesi, Altunizade Yerleşkesi, Nermin Tarhan Konferans Salonu

Saat: 13:00 – 15.30
Panel Akış Programı:

13.00-13.30 Karşılama, Kayıt ve İkram

13.30-13.40 Prof.Dr. Nevzat Tarhan – T.C. Üsküdar Üniversitesi / Rektör

13.40-13.50 Prof.Dr. İzzet Bozkurt – T.C. Üsküdar Üniversitesi / İletişim Fakültesi Dekanı

13.50-14.10 Dr. Zeki Erdem / TUBİTAK / Bilişim Teknolojileri Enstitüsü Trend Analizi ve Teknoloji Yönetimi Bölüm Sorumlusu

14.10-14.30 Selçuk Uzun / Microsoft Türkiye  / Yazılım Geliştirme Teknolojileri Yöneticisi

14.30-14.50 Onur Çekmegil / Mynet / İş Geliştirme Direktörü

14.50-15.10 Tolga Küçükyılmaz / Shiftdelete / Editör

15.10-15.30 Soru / Cevap

 

Detaylı bilgi için:
http://www.uskudar.edu.tr/240-bilisimde-gelecek-yaklasimi-paneli.html

Lokman ÇELİK

Üsküdar Üniversitesi

Sürekli Eğitim Merkezi

Tel: 0 216 530 0 530   Dahili:5015
Fax: 0 216 530 06 15
Adres: İcadiye Mah. Bağlarbaşı Cad. No: 63 Üsküdar – İstanbul

e-mail  :lokman.celik@uskudar.edu.tr

www.uskudar.edu.tr

http://usem.uskudar.edu.tr/

http://www.lokmancelik.com.tr/

Eğitimde Paradigma Dönüşümü Panel ve Çalıştayı

Prof. Dr. Nevzat TARHAN

Eğitimde Paradigma Dönüşümü Panel ve Çalıştayı Açılış Konuşmasına

http://akademikplatform.net/prof-dr-nevzat-tarhan-acilis-konusmasi/ linkinden ulaşabilirsiniz.

8-9 Şubat 2013 Üsküdar Üniversitesi

Lokman ÇELİK

Üsküdar Üniversitesi

Sürekli Eğitim Merkezi

Tel:  0 216 530 0 530  Dahili:5015
Fax: 0 216 530 06 15
Adres: İcadiye Mah. Bağlarbaşı Cad. No: 63 Üsküdar – İstanbul

e-mail  :lokman.celik@uskudar.edu.tr

www.uskudar.edu.tr

http://usem.uskudar.edu.tr/

http://www.lokmancelik.com.tr/

Eğitimde Paradigma Dönüşümü Çalıştayı

Eğitimde Paradigma Dönüşümü Çalıştayı Düzenlendi

Türkiye Akademisyenler Platformu “Eğitimde Paradigma Dönüşümü” çalıştayı düzenlendi.

Üsküdar Üniversitesi’nin ev sahipliğinde ve Tuzla Belediyesi’nin desteğiyle gerçekleşen panel ve çalıştayda eğitim müfredatlarının milli kimliğin korunarak yenilenmesi, ders ve eğitim materyal ve kitaplarının dikte edici öğelerden arındırılarak bilimselliğe ve felsefesi arka plana kavuşturulması gerektiği tartışıldı.Fotoğraflar İçin Tıklayınız
Panelin açılış konuşmasını yapan Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın “Özellikle son yıllarda eğitim sistemimizde önemli değişiklikler gerçekleşti. Bu düzenlemelerle birlikte örnek aldığımız eğitim modellerinin milli kimliğimizle örtüşmesi de bir o kadar önem taşıyor. Eğitim kurumlarımız bilimsel olduğu kadar kişiliklerin oluşmasında da öncü konumdalar. Bundan dolayı eğitim sistemimizi kendi kimliğimizi koruyarak Pozitif Psikoloji uygulamaları ile modernize etmemiz gerekiyor”  tespiti dikkat çekti.
Türkiye Akademisyenler Platformu Başkanı Prof. Dr. Osman Çakmak ise çalıştayın çıktılarının eğitim sistemimiz ve özellikle sağlıklı materyal üretimi; ilk ve ortaöğretimde hayata geçirilmeye çalışan Fatih Projesinin verilmli bir şekilde realize edilmesi, müfredat ve ders kitaplarının gerçek bilim prensipleri ve kimliğimizi oluşturan referans kaynakları doğrultusunda yeniden biçimlendirilmesi zamanı geldiğinde dile getirdi.
Ayrıca ülkemizde eğitim ve bilim-araştırma problemleri söz konusu olduğunda genellikle biçimsel problemlerin gündeme geldiğini, olması gereken bakış açısının bir türlü masaya yatırılamadığını ifade etti.
Sorun çözmede takip edeceğimiz metodu şu şekilde anlattı: “ Yapılması gereken; sorunların yanlış, eksik, üstü örtülü durumdan, ne olduğu belli olmayan biçimden kurtarılmasıdır. Önce doğru soruyu sormayı sağlamak, sonra da o sorulara ortak akılla ve beyin fırtınası yöntemleriyle cevaplar aramak.”
Çalıştay toplantıları sonucunda ders ve eğitim materyallerinin hazırlanması, referans sistemlerinin kurulması için raporlar oluşturuldu. Bu raporlar yaz aylarında düzenlenecek sempozyum için de kaynak olacak.
Eğitimde Paradigma Dönüşümü” panelinden sonra Hekimoğlu İsmaile teşekkür plaketi verildi. Plaketini Tuzla Kaymakamı Mümin HEYBET’tin elinden aldı. Sonra çok güzel bir konuşma yaptı.
Eğitimde Paradigma Dönüşümü” panelinden fotoğraflara aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.
Lokman ÇELİK